İçeriğe atla
Zühretü'n-Nur
Tahir Mutlu'nun Müdafaası · Sayfa 206

arz etmek isteriz. İfrat ve tefrit vâdisinden uzak ancak hakikatleri ciddi ve değeri kadar hüküm verebilmek suretiyle maruzatta bulunuyoruz. Bu, hiçbir zaman ehl-i aşk ve muhabbetin fart-ı muhabbetinden tevellüd eden bir hürmetle üstadlarını tarif ettikleri nevinden değildir. Belki bu ilim ve hakikat ehlinin, şuur ve akıl terazisiyle tartıp meydan-ı münakaşaya arz ettikleri görüş ve kanaatleridir.

Hem aynı zamanda, zamanın ve mekânın dar sahifesinde sıkışıp kalan bir hâdise ve bir fikrin müdafaasını yapmıyoruz. Risale-i Nur davası, mensup olduğumuz Türk milletinin en az bin yıllık tarihî şeref ve mefharetiyle alâkadar ve insaniyet itibarıyla, nev-i beşerin iki cihana ait saadetiyle münasebettar ve bugünkü fert ve cemiyetin kıymeti, yetişmesi nokta-i nazarından en ziyade millî şerefimiz haysiyetiyle alâkadar olunmak icab eden en muazzam bir meseledir.

Evet, sayın hâkimler!

Şimdi iman nuruna muhtaç bîçare beşere, Kur’an’ın ulvi hakikatlerinin ders verilmesi zamanındayız. Ruhlarını hak ve fazilet yolunda, Allah için feda etmiş bir milletin bugünkü nesli, asırlardır medar-ı iftihar tanıdığı ecdadının İslâmî hizmet ve şevkini yine gösterecek.