İçeriğe atla
Sirâcünnur
On İkinci Şuâ · Sayfa 237

nüshalar yazıldığı halde bize kanun cihetinde ilişmediler. Burada ise yeni harf bilmediğimden mecburiyetle eski yazı ile müdafaatımı yazdım. Benim yazım pek nâkıs, herkes okuyamaz diye başkalara yazdırdım.

Risale-i Nur’un meselesi hem hükûmeti hem âlem-i İslâm’ı tam alâkadar edecek bir umumî hâdise hükmünde bulunmasıyla hem benim ve arkadaşlarımın meselenin vahdeti haysiyetiyle, bir müdafaaname ve Risale-i Nurun mahiyetini gösteren o hakikatleri cerh edilmez diye ispat eden onun bir nevi müdafaanamesi hükmünde bulunan Meyve Risalesini, her birinden üç dört nüsha yazdırmıştım tâ ki hem burada adliyeye ve Ankara makamatına vereyim. Birden onları kanunsuz olarak evrak-ı muzırra gibi elimden aldılar daha vermediler.

Sonra çok yalvardım, bize bir makineye müsaade ediniz tâ hakkımızı müdafaa edeceğiz. Kanunsuz olarak müsaade etmediler.

Ben mecburiyetle temas edemediğim arkadaşlar vasıtasıyla yeni hurufla üç nüsha yazdırdım. Biri Ankara Ağır Ceza Mahkemesine ki evraklarımız ve kitaplarımız oraya gönderilmiş, birisi de Reis-i Cumhura, diğer biri de Diyanet İşleri Riyasetine göndermek için hazırladık. Fakat makine ve serbestiyet verilmediği için el yazısı müşevveş ve noksan ve okunmaz diye onların okunmasına yardım etmek fikriyle iki alâkadar memurlara söyledik, bize müsaade yüzü gösterdiler.

Madem kitaplarımız eski harfle Ankara’ya mahkemeye gönderildi. Biz dahi yeni harfle, eski harfle iki müdafaa göndereceğiz diye hapishane müdürüne verdik. O da sabahleyin dedi: “Eski harfle yasaktır, ben daha bunları size vermem.” diye kanunsuz müsadere etti. Ben dedim: “Bütün buradaki arkadaşlarımın müdafaası hükmündedir. Çünkü mesele birdir. Her birinin elinde hakkını müdafaa etmek için bulunmak kanunen haklarıdır. Hem madem altı aydan sonra şimdi makineye müsaade ettiniz, tashihli nüshalardan bir nüshayı makine ile makamata verilmek için yazana veriniz ve bir nüshayı da bana veriniz ki onunla tashih edeyim.” diye çok ısrar ettim. Yalnız bir nüsha bana verdi. Ötekileri müsadere etti, vermedi.

Halbuki kendi itirafıyla ayn-ı hakikat olduğunu söyledi. Reis-i Cumhura ve Ağır Ceza Mahkemesine ve Meclis-i Mebusan Riyasetine ayn-ı hakikat bir müdafaaname risalesinin müsadere etmek