İçeriğe atla
Sirâcünnur
On İkinci Şuâ · Sayfa 214

Aynen bunun hatası gibi: Eski harb-i umumîden biraz evvel, ben Van’da iken bazı müttaki zatlar yanıma geldiler. Dediler ki: “Bazı kumandanlarda dinsizlik oluyor, gel bize iştirak et. Biz bu münafık reislere itaat etmeyeceğiz.”

Ben de dedim: “O fenalıklar, o dinsizlikler, o gibi kumandanlara mahsustur. Ordu onunla mes’ul olmaz. Bu Osmanlı ordusunda belki yüz bin evliyalar var. Ben bu orduya karşı kılınç çekemem, size iştirak etmem.”

O zatlar benden ayrıldılar, kılınç çektiler, neticesiz Bitlis hâdisesi vücuda geldi. Az bir zaman sonra, harb-i umumî patladı. O ordu, din-i İslâm namına iştirak etti, cihada girdi. O ordudan yüz bin şehitler evliya mertebesine çıkıp beni o davamda tasdik ederek kanlarıyla velayet fermanlarını imzaladılar. Her ne ise…

Biraz uzun söylemeye mecbur oldum. Çünkü hiçbir hissiyatla ve haricî tesiratla müteessir olmamak mahiyetinin kat’î bir hâssası bulunan adalet hakikati namına, böyle cüz’î ve hata hissiyatla ve tarafgirlikle bize ve Risale-i Nur’a karşı müzeyyifane hareket eden müddeiumumînin acib vaziyeti, beni bu uzun ifadeye sevk etti.

Dördüncü Esas: Eskişehir Mahkemesi, yüz risaleyi ve mektubları dört ay tetkikten sonra yalnız yüz yirmide on beş adama altışar ay ceza ve bana da yüz risaleden yalnız bir iki risalede on beş kelime ile bir sene ceza verebildi. Tarîkatçılık ve cemiyetçilik ve şapka meselelerinde beraet ettirdiler. Biz dahi o cezayı çektik. Ondan sonra Kastamonu’da çok defa taharrilerde hiçbir ilişiğimizi bulmadılar. Ve geçen sene Isparta’da mahrem ve gayr-ı mahrem Risale-i Nur’un bütün eczaları bilâ-istisna hükûmetin eline geçti. Üç ay tetkikten sonra umumu sahiplerine iade edildi.

Madem hakikat budur: Beni ve Risale-i Nur’un şakirdlerini ittiham eden, o gibi kanun namına kanunsuz ve garaz ve hissiyatla bizi muaheze edenler, bizden evvel hem Eskişehir Mahkemesini hem Kastamonu hükûmetini ve zabıtasını hem Isparta Adliyesini ittiham edip –varsa– suçumuza tam teşrik ediyorlar.

Çünkü bir suçumuz olsa idi, bu üç hükûmetin yakınında çok zaman tecessüs ile görmedi veya aldırmadı; bizden ziyade onlar suçlu olurlar. Halbuki dünyaya karışmak arzusu bizde bulunsaydı, böyle sinek vızıltısı gibi değil, top güllesi gibi ses ve patlak verecekti.