Hem –nakl-i sahih-i kat’î ile– bir ay uzak mesafede Şam etrafında, Mûte nam mevkideki gazve-i meşhurede muharebe eden sahabelerini görür gibi ferman etmiş:
اَخَذَ الرَّايَةَ زَيْدٌ فَاُصٖيبَ، ثُمَّ اَخَذَهَا اِبْنُ رَوَاحَةَ فَاُصٖيبَ، ثُمَّ اَخَذَهَا جَعْفَرُ فَاُصٖيبَ، ثُمَّ اَخَذَهَا سَيْفٌ مِنْ سُيُوفِ اللّٰهِ
deyip birer birer hâdisatı ashabına haber vermiş. İki üç hafta sonra Ya’lâ İbn-i Münebbih meydan-ı harpten geldi, daha söylemeden Muhbir-i Sadık (asm) harbin tafsilatını beyan etti. Ya’lâ kasem etti: “Dediğin gibi aynen öyle oldu.”
Hem –nakl-i sahih-i kat’î ile– ferman etmiş:
اِنَّ الْخِلَافَةَ بَعْدٖى ثَلَاثُونَ سَنَةً
ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا عَضُوضًا وَاِنَّ هٰذَا الْاَمْرَ بَدَاَ نُبُوَّةً وَرَحْمَةً
ثُمَّ يَكُونُ رَحْمَةً وَخِلَافَةً ثُمَّ يَكُونُ مُلْكًا عَضُوضًا ثُمَّ يَكُونُ عُتُوًّا وَجَبَرُوتًا
deyip Hazret-i Hasan’ın altı ay hilafetiyle;