وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلٖيمٌ
Bu cümle mâkabliyle iki vecihle merbuttur:
Birinci Vecih: Bu cümledeki ilm-i küllî, semavatın tanzim ve tesviyesine delil olduğu gibi tanzim ve tesviyenin vücudu da ilm-i küllînin vücuduna delildir.
İkinci Vecih ise: Evvelki cümle kudret-i kâmileye, bu cümle ise küllî ve şümullü ilme delâlet eder.
Cümlelerin nüktelerini beyan edeceğiz:
هُوَ الَّذٖى ... الخ Bu cümle mâkabliyle bağlı değildir. Ancak müste’nife olup beş sual ile cevaplarına işarettir ki bundan önce beyan edildiğinden tekrarına lüzum yoktur. هُوَ الَّذٖى deki هُوَ mübtedadır, اَلَّذٖى sılasıyla beraber haberdir. Bu cümlede mübteda ile haberin tarifleri tevhide işaret olduğu gibi hasra da delâlet eder. Yani müştemilat-ı arziyenin halkı Cenab-ı Hakk’a münhasır olduğu gibi Hâlık’ı da yalnız Cenab-ı Hak’tır. Bu hasr ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ cümlesinde اِلَيْهِ nin takdimiyle hasıl olan hasra delildir. Yani müştemilat-ı arziyenin halkı Cenab-ı Hakk’a münhasır olduğu için kıyamette merciiyet de Cenab-ı Hakk’a münhasırdır. اَلَّذٖى sılasıyla beraber haberdir. Haberin aslı ve müstahakkı, nekre olmaktır. Burada marife olarak gelmesi, hükmün zahir ve malûm olduğuna işarettir. Yani “Cenab-ı Hakk’ın müştemilat-ı arziyenin Hâlık’ı olduğu malûm ve zahirdir.”
Menfaat için kullanılan لَكُمْ deki ل eşyanın hilkaten mubah, helâl, menfaatli olarak yaratılıp bazı arızalardan dolayı haram olmuş olduklarına işarettir. Mesela, ağyarın malı, ismet-i şer’iye için haram olmuştur. İnsanın eti, hürmet ve keramet için; zehir, zarar için; laşe eti, necaset için haram olmuşlardır.
Ve keza her bir şeyde bir fayda, bir menfaat olduğuna remizdir.