Beşinci Vecih: Evvelki âyet, saadet-i ebediyeye işarettir. Bu âyet de saadet-i ebediyenin insana verilmesini iktiza eden ve sebep olan Cenab-ı Hak’tan sebkat etmiş fazl ve in’ama işarettir ki kendisine arzın müştemilatı ihsan edilmiş insanın elbette saadet-i ebediyeye liyakati vardır.
ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ
Bunun mâkabliyle cihet-i irtibatı dörttür:
Birinci Cihet: Arz ve sema “tev’em” yani ikizdirler, birbirinden ayrılmazlar; zikirde, fikirde daima beraber dolaşıyorlar. Bu cümleden evvelki cümlede arz zikredildiği gibi bu cümlede de sema zikredilmiştir.
İkinci Cihet: Beşerin arzdan istifadesini ikmal ve itmam eden ancak semavatın tanzimidir.
Üçüncü Cihet: Evvelki âyet, ihsan ve fazl delillerine işaret etmiştir. Bu âyet de kudret ve azamete işaret ediyor.
Dördüncü Cihet: Bu cümle, beşerin istifadesi yalnız arza münhasır olmadığına, sema dahi onun istifadesine teshir edildiğine işarettir.
فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ
Bu cümlenin mâkabliyle irtibatı, üç çeşittir:
1- كُنْ ile فَيَكُونُ arasındaki irtibat gibidir. Nasıl ki memurun husulü كُنْ emrine bağlıdır, semavatın tesviyesi de اِسْتَوٰى ya bağlıdır.
2- Kudretin taallukuyla iradenin taalluku arasındaki irtibat gibidir. Yani اِسْتَوٰى iradenin taallukuna “tesviye” de kudretin taallukuna benzer bir irtibattır.
3- Netice ile mukaddime arasında bulunan irtibat gibidir. Çünkü semavatın tesviyesi, mukaddimesi olan اِسْتَوٰى ya terettüp eder.