Birinci Şuâ hakikatlerinde beyan edilen âyât-ı Kur’aniyenin bir kısım remizleri ve bazı işarat-ı Resulullah’ın aleyhissalâtü vesselâm Risale-i Nur üzerinde toplanması, Hazret-i Ali’nin radıyallahu anh ve Gavs-ı A’zam’ın radıyallahu anh sarahatli ve beşaretli haberlerinin içtimaı erbab-ı kalp ve ukûlde kat’iyen şüphe bırakmıyor ki; ümmetin intizar ettiği zat geldiği zaman bir asır evvel yazılan bu Risale-i Nur’u kendine program ve naşir-i efkâr yapacak.
Hem Risale-i Nur’un bu asırda ihsanı, rahmet-i İlahînin ezelî tecelliyatının bir neticesidir. Her aklı olan ve kalbi tefessüh etmemiş olan anlar ki; o eserde bu kadar hârikaların içtimaı tesadüfî olmayıp, ancak dünyayı kaplayan ve ilim ve fenden gelen görülmemiş mütecaviz bir küfr-ü mutlakın ve dalaletin tahribatını önlemek içindir ki o eser bu asırda ihsan edilmiştir. Tarih ve içtimaiyat ilimlerine aşina olanlar bilirler ki küre-i zemin böyle dehşetli bir asır yaşamamıştır. Madem ki tahribat çok dehşetlidir. Şu halde o tahribatı önleyecek bir nurun gönderilmesi de rahmet-i İlahînin muktezasıdır ki onunla o müthiş küfür ve dalalet seyli sed olunabilsin.
Elhak, Risale-i Nur tesis ettiği istihkâmat-ı Kur’aniye ile öyle bir sedd-i nurani vücuda getirmiştir ki zaman ve zemin boyunca beşerin bütün maddî ve manevî ihtiyacatına kâfi ve vâfidir.
Bu izahat ile anlaşılır ki: Bu kadar ehemmiyetli vezaif-i kudsiye ancak o âhirzamanda beklenilen zatın gelmesine bir zemin hazırlamak için Risale-i Nur o zattan bir asır evvel gelmiş olan bir müjdeci, bir liste, bir kudsî program, bir talimat mecmuasıdır.
***