ve demiri ve Hazret-i Süleyman’a (as) cinn ve insi ve Hazret-i Muhammed aleyhissalâtü vesselâma şems ve kameri teshir ettiğin gibi Risale-i Nur’a bütün kalpleri ve akılları musahhar kıl, âmin! Beni ve Risale-i Nur talebelerini nefis ve şeytan şerrinden ve kabir azabından ve cehennem ateşinden muhafaza eyle, âmin! Ve cennetü’l-firdevste mesud kıl, âmin.
Kelimat-ı niyaziyeleriyle ihtitam eden şu münâcat, ehl-i imanın lâzıme-i gayr-ı müfarıkı olmaya çok lâyık olduğu aşikâr olmasından, ziyade izaha lüzum görülmedi.
M. Sabri
رَحْمَةُ اللهِ عَلَيْهِ
DÖRDÜNCÜ ŞUÂ:
Dördüncü Şuâ olan Âyet-i Nuriye-i Hasbiye’nin başının hülâsası diyor ki: Bir zaman ehl-i dünya beni her şeyden tecrit ettiklerinden beş çeşit gurbetlere düşmüştüm. Sıkıntıdan gelen bir gaflet ile Risale-i Nur’un teselli verici ve meded edici nurlarına bakmayarak doğrudan doğruya kalbime baktım ve ruhumu aradım.
Gördüm ki gayet kuvvetli bir aşk-ı beka ve şedit bir muhabbet-i vücud ve büyük bir iştiyak-ı hayat ve hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr, bende hükmediyordu. Halbuki müthiş bir fena, o bekayı söndürüyor. O haletimde, yanık bir şairin dediği gibi dedim:
Dil bekası, Hak fenası istedi mülk-ü tenim
Bir devasız derde düştüm, âh ki Lokman bîhaber.
Meyusane başımı eğdim, birden حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكٖيلُ imdadıma geldi “Beni dikkatle oku!” dedi. Ben de günde beş yüz defa okudum. Okudukça yalnız ilmelyakîn ile değil, aynelyakîn ile çok kıymettar envarından dokuz mertebe-i hasbiye bana inkişaf etti.
Birinci Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye:Bendeki aşk-ı beka; bendeki bekaya değil belki sebepsiz ve bizzat mahbub olan kemal-i mutlak sahibi, Zat-ı Zülkemal’in ve Zülcelal’in