İçeriğe atla
Fihrist Risalesi
Onuncu Şuâ · Sayfa 134

olduğunu gösterir. Hem اَقْبِلْ وَلَا تَهْرَبْ fıkrasının yine evvelki fıkralar gibi muhatabı Saidü’n-Nursî olduğundan “Yâ Saidü’n-Nursî! Karşıla, kaçma!” deyip teşci ettiği gibi, aynı وَلَا عَقْرَبَ تَرٰى fıkrasının hususi muhatabı o Nursî olduğuna kuvvetli delil, Barla’da küçük mescidinde otururken emsali görülmemiş bir akrebin bulunması ve ekseriya insan akreplerinin aynı yılan ve akrep şeklinde maddî ve manevî ona görülerek ziyade meşgul olmasıdır. Ve وَلَا اَسَدَ يَاْتٖى اِلَيْكَ بِهَمْهَمَتْ fıkrası “Yâ Kürdî!” diye nida ettiği bir keramettir. İnsan şeklindeki canavarların o Nursî’nin ismini Kürdî diye çağıracaklarına bir işaret olduğu gibi, bir canavar dağ başında bir arkadaş gibi gelip musahabe şeklini göstermesiyle de bu fıkranın hususi muhatabı o Nursî’dir.

وَلَا تَخْشَ مِنْ سَيْفٍ وَلَا طَعْنِ خَنْچَرٍ

cümlesi bedahet derecesinde Risale-i Nur müellifini göstermesi… Son zamana kadar üzerinde taşıdığı hançeriyle ve kavim kabilesinin millî silahı olan seyf ve hançeri olduğu emaresiyle de, bu fıkrada muhatap o olduğunu ispat edip başında parmağını gösterir.

Netice: Dokuz “hem hem”lerin gösterdiği dokuz hakikat, Risale-i Nur’da ve müellifinde bilfiil icrası ve bilmüşahede görünmesi hattâ düşmanlarının tasdikiyle de sabittir ki: Hazret-i Ali radıyallahu anhın Kaside-i Ercuze ve Celcelutiye’sindeki şiddetli alâkadarlığını murad ettiği bir Vâris-i Nebi ve Mukavvi-i Din ve Hâmil-i ism-i a’zam olan Risale-i Nur ve müellifi olduğunu çünkü bütün dünya meydandadır ve bütün nidaları işitiyoruz; ekseriya hareketleri görüyoruz ki hak ve hakikatte yanılmayan ve Kur’an’ın hukukunu emrolunduğu gibi tevilsiz muhafazaya çalışan “Risale-i Nur”dur diye şek ve şüphesiz olarak Hazret-i Ali radıyallahu anhın muhatabı o olduğunu kat’î ispat eder.

İkinci Nükte:

Risalei’n-Nur şakirdlerinin mukadderat-ı İlahiye ile tanzim edilen hapishanede toplanmaları, yakından birbiriyle tesis-i uhuvvet ve yekdiğerlerinin yüksek ahlâk-ı şecaatkâranelerinden ders almak ve