İçeriğe atla
Fihrist Risalesi
Onuncu Şuâ · Sayfa 125

fazlalaşacağını, ehemmiyet verilmezse hafif geçeceğini güzel bir temsil ile ispat eder.

Yirmi Birinci Deva: Hastalıkta maddî bir elem olup, o elemi izale edecek manevî bir lezzet ihata ettiğini ve zahiren peder ve valide ve akrabaların şefkatleri, onun etrafında hastalık cazibesiyle, ona karşı muhabbettarane baktığından, o elem çok ucuz düştüğünü; maddî ve manevî çok yardımcıları bulunduğundan şikayet değil, şükretmek lâzım olduğunu ispat eder.

Yirmi İkinci Deva: Nüzul gibi ağır hastalıklar, mü’min için pek mübarek sayıldığını ve ehl-i velayetçe mübarekiyeti meşhud olduğunu ve Cenab-ı Hakk’a vâsıl olmak için iki esasla gidildiğini; nüzul gibi hastalıklar ise o iki esasın hâssasını verdiğini; o iki esasın birisi: Rabıta-i mevt yani dünyanın fâni olduğunu bildiği gibi kendinin de fâni ve vazifedar bir misafir olduğunu gösterir. İkincisi: Nefs-i emmarenin ve kör hissiyatın tehlikelerinden kurtulmak için bir kısım ehl-i iman çilelerle nefs-i emmareyi öldürdüklerinden, hayat-ı ebediyelerini bu suretle kazandıklarını ve nüzul gibi hastalıklarda aynı o hâssa bulunduğundan, o hastalık onun için gayet ucuz düştüğünü ispat edip gösterir.

Yirmi Üçüncü Deva: Hastalık, gurbette ve kimsesizlikte bulunduğu zaman, o kimsesizliği cihetiyle, kendine en katı kalplerin dahi rikkatini celbettiğini ve Kur’an’ın bütün surelerinin başlarında “Er-Rahmanu’r-Rahîm” sıfatıyla kendini bize takdim eden Allah, bir lem’a-i şefkatiyle, umum yavruların yardımına validelerini koşturduğunu ve her baharda, bir cilve-i rahmeti ile nimetlerini bize gönderdiğini ve o nimetlere nâil olmak, iman ve intisapla ve onu tanımakla olduğunu ve o gurbet ve kimsesizlikteki hastalık ise Cenab-ı Hakk’ın nazar-ı merhametini celbettireceğini, ehemmiyetli haber verir.

Yirmi Dördüncü Deva: Masum çocuklara ve masum gibi ihtiyar hastalara bakan ve hizmet edenlerin hakkında uhrevî büyük bir ticaret olduğunu ve o nazik çocukların hastalıkları, ileride hayat-ı dünyanın dağdağalarına tahammül için birer şırınga-i Rabbaniye olduğunu ve o şırıngalardan gelen sevap ve ücret, onlara bakanların ve bilhassa validelerinin defter-i a’maline yazıldığını ve bu hakikatin ehl-i hakikatçe meşhud olduğunu ve bilhassa ihtiyar peder