İçeriğe atla
Fihrist Risalesi
On Beşinci Lem’a · Sayfa 92

kuvvetli bir surette Bâki bir Sâni’-i Zülcelal’in vücuduna şehadet etmekle, mevt dahi hayat gibi bir hüccet-i bâhire-i vahdaniyet olduğunu göstermekle tefsir ediyor.

Yirmi Beşinci Pencere:

Umûr-u nisbiye tabir edilen birbirisiz olmayan veled validi, fevkiyet tahtiyeti iktiza ettiği gibi; kâinatın her bir mevcudatında bulunan mahlukiyet bir Hâlık’a, masnuiyet bir Sâni’a, infial bir fâile bizzarure delâlet ettiğinden bütün mevcudattaki bütün hikmetli masnuiyetler ve muntazam mahlukiyetler ve mizanlı fiiller, infialler hadsiz bir surette bir Hâlık-ı Vâhid’e şehadet etmekle beraber, her bir mevcud böyle umûr-u nisbî adedince bir Vâcibü’l-vücud’un vahdaniyetine delâlet ettiklerini beyan eder.

Yirmi Altıncı Pencere:

Kâinatın bütün mevcudatı yüzünde tazelenen, gelip geçen cemaller, hüsünler bir cemal-i sermedînin bir nevi gölgeleri olduğunu ve insanda tezahür eden kâinatın kalbindeki ciddi bir incizab-ı aşkî bir Maşuk-u Lâyezalî’yi gösterdiğini ve kâinatın sinesinde çok suretlerde tezahür eden incizablar, cezbeler, cazibeler bir hakikat-i cazibedarın cezbiyle olduğunu ve mahlukatın en hassas ve nurani taifesi olan ehl-i keşif ve velayetin ittifakıyla, zevk-i şuhudîye istinad ederek bir Cemil-i Zülcelal’in kendini tanıttırmasına ve sevdirmesine zevk ile muttali olduklarını müttefikan haber verdiklerini bildiren gayet kuvvetli ve nurani bir hüccet-i vahdaniyet ve marifetullaha karşı hususi fakat üç renkli bir ziyayı neşreden bir penceredir.

Yirmi Yedinci Pencere:

اَللّٰهُ خَالِقُ كُلِّ شَىْءٍ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ وَكٖيلٌ

âyetinin bir hakikatini, kâinatta hiçbir sebep hiçbir müsebbebin icadına eli yetişmediği gibi, müsebbebin gayelerini düşünmek ve irade etmek kabiliyetinde de olmadığını ve müsebbebdeki sanat-ı hârikaya da hiçbir cihetle kabil olmadığı cihette, doğrudan doğruya her müsebbeb sebepten değil, belki Müsebbibü’l-Esbab olan Vâcibü’l-vücud’un kudretinden çıktığı cihetle gayet câmi’ belki müsebbebat