وَالشَّمْسُ تَجْرٖى لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا ذٰلِكَ تَقْدٖيرُ الْعَزٖيزِ الْعَلٖيمِ
âyetinin bir hakikatini, şu kâinatın lambası olan güneş, kâinat sahibinin vücud ve vahdaniyetine –güneş gibi parlak ve nurani– bir hüccet olduğunu göstermekle tefsir ediyor.
Yirmi İkinci Pencere:اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ مِهَادًا ۞ وَالْجِبَالَ اَوْتَادًا ۞ وَخَلَقْنَاكُمْ اَزْوَاجًا
فَانْظُرْ اِلٰٓى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْيِى الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا ۞
âyetlerinin hakaikinden bir hakikatini, küre-i arzın vaziyet ve hareketinde ve yüzündeki mütemadiyen kemal-i hikmet ve mizan ile yüz binler ecnas-ı nebatat ve enva-ı hayvanat ile şenlendirip doldurup boşaltmak cihetiyle bir Vâcibü’l-vücud’un vahdetine şehadet ettikleri suretinde –küre-i arz kuvvetinde– bir hüccet-i vahdaniyeti göstermekle tefsir ediyor.
Yirmi Üçüncü Pencere:اَلَّذٖى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ
âyetinin bir hakikatini, hayat, vahdaniyet-i İlahiye bürhanlarının en kuvvetlisi ve en parlağı ve tecelliyat-ı Samedaniye âyinelerinin en câmii en berrakı olduğu cihetinde Hayy-ı Kayyum’u esma ve şuunatıyla bildirir bir hüccet-i kātıa olduğunu göstermekle tefsir ediyor.
Yirmi Dördüncü Pencere:لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
هُوَ الَّذٖى يُحْيٖى وَيُمٖيتُ ۞
âyetlerinin mevte dair bir hakikatini ve mevcudat vücud ve hayatlarıyla Sâni’-i Zülcelal’i gösterdikleri gibi, mevt ve zevalleriyle dahi