İçeriğe atla
Zülfikar
Zülfikar’ın Üçüncü Makamı · Sayfa 405

Sair kitaplara benzemez, onlara makîs olmaz; zira yirmi sene zarfında müneccemen hâcetlere nisbeten nüzulü; müteferrik mütekatı’, bir hikmet-i Rabbanî.

Esbab-ı nüzulü muhtelif, mütebayin. Bir maddede es’ile mütekerrir, mütefavit. Hâdisat-ı ahkâmı müteaddid, mütegayir. Muhtelif, mütefarık nüzulünün ezmanı.

Hâlât-ı telakkisi mütenevvi, mütehalif. Aksam-ı muhatabı müteaddid, mütebaid. Gayat-ı irşadında mütederric, mütefavit. Şu esaslara müstenid binaı hem beyanı,

Cevabı hem hitabı. Bununla da beraber selaset ve selâmet, tenasüp ve tesanüd, kemalini göstermiş; işte onun şahidi: Fenn-i beyan maânî.

Kur’an’da bir hâssa var; başka kelâmda yoktur. Bir kelâmı işitsen, asıl sahib-i kelâmı arkasında görürsün, ya içinde bulursun. Üslup: Âyine-i insanî.

Kur’an ise zahiren o nebi muhatabı gösterir, muhatap sahib-i kelâma perde. Zira bir Vâcibü’l-vücud ki bînefad ve bînihaye hitap ve kelimat-ı Sübhanî.

Lâyuhad muhatabîne ezelden tâ ebede birden teveccüh etmiş tekellüm de ediyor şöyle mahdud kelâmın arkasında ezel ebed Sultanı

Yalnız bir lem’a-i tecellisi kabildir sıkışması eğer bütün o bînihayet kelimat def’aten dinlemesi daire-i imkânda olsaydı bir mekânı

Yahut bütün muhatabîn zerrat-ı kâinat suretinde tek bir kulak olsaydı o üzn-ü cihanî hem bir nur-u imanî hem bir hads-i vicdanî

Belki kelâm-ı bînihayet arkasında ya içinde bînihayet celal-i azameti içinde o haşmet-i Sübhanî görürdü timsalini

Demek Tenzil’in esalibinde tenevvü İlahî tenezzülat, tecelli-yi esma-i sıfâttır ki kelâmın arkasında görüyor onu bir nazar-ı imanî

Her adam diyebilir şems benim için yakılmış, evim olan dünyada şu âyinede güneş bana tebessüm eder bakıyor o ayn-ı âsumanî

Allah eğer şuuru hem de sözü verse idi o nazenîn-i sema benimle konuşurdu, âyine de olurdu vasıta-i beyanı

İnhisar-ı zihniyet ona bu hakkı verir hem dahi diyebilir: Rabb’im benimle konuşur, kelâmın arkasında görüyorum imanımla bir Rahman-ı Nurani