İçeriğe atla
Tarihçe-i Hayat
İLK HAYATI · Sayfa 51

Bedîüzzaman Şarkî Anadolu’da “Medresetü’z-Zehra” namında bir dârülfünun açmak, ya Van’da veyahut da Diyarbakır’da dârülfünun derecesinde bir medrese tesisine çalışmak için İstanbul’a geldi. İstanbul’a gelişini bir muharrir şöyle tasvir etmişti: “Şark’ın yalçın kayalıklarından bir ateşpare-i zekâ, İstanbul âfakında tulû etti.”

İstanbul’a gelmeden evvel bir gün Tahir Paşa:

— Şark ulemasını ilzam ediyorsun fakat İstanbul’a gidip o denizdeki büyük balıklara da meydan okuyabilecek misin? Demişti.

İstanbul’a gelir gelmez ulemayı münazaraya davet etti. Bunun üzerine İstanbul’daki meşhur âlimler grup grup ziyarete gelip sualler soruyorlar ve o, hepsinin de cevaplarını sahih olarak veriyordu. Bundan maksadı, Şarkî Anadolu’daki ilim ve irfan faaliyetine nazar-ı dikkati celbetmekti. Yoksa Molla Said, kat’iyen hodfüruşluğu sevmezdi. Her türlü gösteriş ve âlâyişten müberra olarak hareket ederdi. İlim, cesaret, hâfıza ve zekâ itibarıyla pek hârika idi. Aynı derecede belki daha ziyade olarak hâlis ve muhlis idi. Tasannu ve tekellüften kat’iyen hoşlanmazdı. İstanbul’daki ikametgâhının kapısında şöyle bir levha asılı idi: “Burada her müşkül halledilir, her suale cevap verilir fakat sual sorulmaz.” (Hâşiye)

______

müthiş infilak etti. Dağlar gibi parçaları, dünyanın her tarafına dağıttı. O dehşet içinde baktım ki merhum validem yanımdadır. Dedim:

Ana korkma! Cenab-ı Hakk’ın emridir. O hem Rahîm’dir hem Hakîm’dir.

Birden o halette iken baktım ki mühim bir zat bana âmirane diyor ki:

İ’caz-ı Kur’an’ı beyan et!

Uyandım, anladım ki: Bir büyük infilak olacak. O infilak ve inkılabdan sonra Kur’an etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur’an, kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur’an’a hücum edilecek; i’cazı, onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i’cazın bir nevini şu zamanda izharına, haddimin fevkinde olarak benim gibi bir adam namzet olacak ve namzet olduğumu anladım.

Hâşiye: Burada şunu ilâveten beyan etmek icab eder ki: Said Nursî’nin hayatının son otuz kırk senesinde, din-i İslâm’a ve Kur’an’a hizmet cihetinde fevkalâde bir rahmet ve inayetle Risale-i Nur ihsan edildiğinden ve âlem-şümul bir manevî cihad-ı diniye ve hizmet-i Kur’aniyede bulunduğundan anlaşılmış ve sonra kendileri de bir manevî ihtarla kaleme almışlardır ki onun hayatı bir intizam dairesinde geçiyordu. Yani ileride mühim bir hizmet-i Kur’aniyede bulunacağı için Cenab-ı Hak o hizmet-i Kur’aniyeye zemin hazırlamak hikmetiyle, Said’i fevka’l-had şartlar içerisinde ve fevkalâde inayet altında