İçeriğe atla
Şuâlar
ON ÜÇÜNCÜ ŞUÂ · Sayfa 337

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Birbirinizi enaniyetle veya sadakatsizlikle ittiham etmemek için bir hakikati beyan etmek ihtar edildi.

Ben bir zaman, enaniyetini bırakmış ve nefs-i emmaresi kalmamış büyük evliyadan şiddetli bir surette nefs-i emmareden şikayet ettiklerini gördüm, hayrette kaldım. Sonra kat’î bildim ki âhir ömre kadar mücahede-i nefsiyenin sevaptar devamı için nefs-i emmarenin ölmesi üzerine onun cihazatı damarlara ve hissiyata devredilir, mücahede devam eder. İşte o büyük evliyalar, bu ikinci düşmandan ve nefsin vârisinden şikayet ederler.

Hem manevî kıymet ve makam ve meziyet, bu dünyaya bakmıyor ki kendini ihsas etsin. Hattâ en büyük makamda bulunanlardan bazı zatlara verilen büyük bir ihsan-ı İlahîyi hissetmediklerinden, kendilerini herkesten ziyade bîçare ve müflis telakki etmeleri gösteriyor ki avamın nazarında medar-ı kemalât zannedilen keşif ve keramat ve ezvak ve envar, o manevî kıymet ve makamlara medar ve mihenk olamaz.

Sahabelerin bir saati, başka velilerin bir gün belki bir çilesi kadar kıymeti olduğu halde; keşif ve manevî hârikulâde hâlâta evliya gibi mazhariyetleri her sahabede olmaması, bu hakikati ispat ediyor.

İşte kardeşlerim! Dikkat ediniz; sizin nefs-i emmareniz, kıyas-ı bi’n-nefs cihetinde sû-i zan ve gurur noktasında sizi aldatmasın; Risale-i Nur terbiye etmiyor, diye şüphelendirmesin.

***

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Risale-i Nur’un Gençlik Rehberi’nde ve Meyve Risalesi’ndeki beş meselesinin haylaz gençlerde dokuz tokadı, Risale-i Nur’un bir latîf kerameti olduğunu o gençler dahi tasdik ediyorlar.

Birincisi: Bana hizmet eden Feyzi. Ona bidayette dedim: “Sen Meyve’nin bir dersinde bulundun, haylazlık yapma.” O yaptı, birden tokat yedi, bir hafta eli bağlı kaldı.

Evet, doğrudur.

Feyzi