Barla yaylası Tepelice’de çam, katran, ardıç, karakavak meyvesi hakkında yazılan Farisî beyitlerin manası:
هَرْكَسْ بِتَمَاشَاگَهِ حُسْنَاتَه زِهَرْ جَاىْ تَشْبٖيهِ نِگَارَانْ بِجَمَالَاتَه دِنَازِنْ
Hatırıma geldi. Kalbim dahi ibret manalarını ifade için şöyle ağladı:
Yani senin temaşageh-i hüsnüne, herkes her yerden koşup gelmiş. Senin cemalinle nazdarlık ediyorlar.
يَا رَبْ هَرْ حَىْ بِتَمَاشَاگَهِ صُنْعِ تُو زِهَرْجَاىْ بَتَازٖى
Her zîhayat, senin temaşageh-i sanatın olan zemin yüzüne her yerden çıkıp bakıyorlar.
زِنِشٖيبُ اَزْ فِرَازٖى مَانَنْدِ دَلَّالَانْ بِنِدَاءِ بِاٰوَازٖى
Aşağıdan, yukarıdan dellâllar gibi çıkıp bağırıyorlar.
دَمْ دَمْ زِجَمَالِ نَقْشِ تُو (نُسْخَه: زِهَوَاىِ شَوْقِ تُو) دَرْ رَقْص بَازٖى
Senin cemal-i nakşından keyiflenip o dellâl-misal ağaçlar oynuyorlar.
زِكَمَالِ صُنْعِ تُو خُوشْ خُوشْ بِگَازٖى
Senin kemal-i sanatından neşelenip güzel güzel sadâ veriyorlar.
زِشٖيرٖينٖى اٰوَازِ خُودْ هَىْ هَىْ دِنَازٖى
Güya sadâlarının tatlılığı, onları da neşelendirip nâzeninane bir naz ettiriyor.
اَزْوَىْ رَقْصَه اٰمَدْ جَذْبَه خَازٖى
İşte ondandır ki şu ağaçlar raksa gelmiş, cezbe istiyorlar.