kitap ve risalelerinde bulmadık.” diye o heyet ittifakla karar verip bir Necati (feylesof), bir Yusuf Ziya (âlim), biri de Yusuf (feylesof) namlarında imza etmişler.
Latîf bir tevafuktur ki biz bu hapse kendimiz hakkında bir Medrese-i Yusufiye ve Meyve Risalesi onun meyvesidir dediğimizden bu iki Yusuf dahi perde altında “Biz dahi o Medrese-i Yusufiyedeki derse hissedarız.” lisan-ı halleriyle ifade etmeleridir.
Hem cezbeye latîf bir delilleridir ki: “Otuz Üçüncü Söz’ün otuz üç pencereli Otuz Üçüncü Mektub” gibi tabirleri hem kendi kedisinin “Yâ Rahîm! Yâ Rahîm!” tesbihini işitmesi hem kendini bir mezar taşı görmesi, cezbe ve halüsinasyon hastalık ihtimaline delil göstermeleridir.
***
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
(Müdafaata alâkası bulunan bir mektubdur.)
Aziz, sıddık kardeşlerim!
Madem biz, çok emarelerle inayet altındayız ve madem gayet çok ve insafsız düşmanlara karşı Risale-i Nur mağlup olmadı, Maarif Vekili’ni ve Halk Fırkasını bir derece susturdu ve madem bu kadar geniş sahada ve meselemizi pek ziyade i’zam ile hükûmeti telaşa düşürenler, her halde iftiralarını ve yalanlarını bir derece setretmeye bahaneler ile çalışacaklar. Elbette bize lâzım olan: Kemal-i teslimiyetle sabır ve temkinde bulunmak ve bilhassa inkisar-ı hayale düşmemek ve bazen ümidin hilaf-ı zuhuruyla meyus olmamak ve muvakkat fırtınalar ile sarsılmamak!
Evet gerçi inkisar-ı hayal, ehl-i dünyada kuvve-i maneviyelerini ve şevklerini kırar, perişan eder fakat meşakkat ve mücahede ve sıkıntıların altında inayet ve rahmetin iltifatlarını gören Risale-i Nur şakirdlerinde inkisar-ı hayal ise gayretlerini ve ileri atılmasını ve ciddiyetlerini takviye etmek lâzım geliyor.
Kırk sene evvel ehl-i siyaset, bana bir cinnet-i muvakkate isnad ederek beni tımarhaneye sevk ettiler. Ben onlara dedim: “Sizin