İçeriğe atla
Sirâcünnur
On İkinci Şuâ · Sayfa 218

Madem maksadımız iman ve âhirettir, ehl-i dünya ile mübareze değil. Ve madem o pek cüz’î ve yalnız bir iki risaleye mahsus ilişmek kasdî değil belki maksadımıza yürürken onlara çarpmışız. Elbette bir garaz-ı siyasî manasında olamaz. Ve madem imkânat başkadır, vukuat başkadır. Hakkımızda asayişe zarar yapmış değil “Yapabilir.” diye ittiham ediyor. Herkesin bir adamı öldürebilir diye ittihamı gibi manasız bir ittihamdır. Ve madem yirmi sene müddetinde yirmi binler adamda ve binler nüshalar ve mektublarda hem Eskişehir hem Kastamonu hem Isparta şiddetli tetkik ve taharrilerde hakiki bir suç teşkil edecek maddeleri bulamadılar. Ve Eskişehir Mahkemesi bir şey bulmadığından mecburiyetle bir lastikli kanun maddesinden bizi mes’ul ettiği gibi; bütün dinî dersini vereni dahi mes’ul eder bir tarzda, yüz adamdan on beş adama altışar ay ceza verebildi. Acaba bizim gibi bir adamın sizden olsa bir senede yirmi mahrem mektubları bu tarzda tetkik edilse onu mes’ul ve mahcup edecek yirmi cümle bulunmaz mı? Halbuki bizde yirmi bin adamdan yirmi bin nüsha ve mektublarda hakiki mes’ul edecek yirmi cümle bulamadıklarından gösteriyor ki:

Risale-i Nur’un hedefi doğrudan doğruya âhirettir. Dünya ile alışverişi yoktur.

Üçüncü Esas: Denizli Mahkemesinin insaflı müddeiumumîsinin başka yerlerde insafsız ve sathî zabıtnamelerine binaen iddianamede kaydettiği maddeler ve tarihsiz mektublar hem yirmi ve on beş ve on sene zarfındaki muhaberelerden ve kat’î cevabı üçüncü esasta ve istidamın ikinci sualinde bulunan Beşinci Şuâ’dan o yüz otuz risalelerin yalnız dört beş risalelerinden ve Eskişehir Mahkemesinin tetkikinden geçen ve cezasını çektiren ve af kanunları gören mektublar ve risalelerden ittihamımıza medar bazı bahaneler var.

Acaba 31 Mart hâdisesinde Bab-ı Seraskerîde ve Şeyhülislâm ve ulemayı dinlemeyen sekiz taburu bir nutukla itaate getiren bir adam, sekiz sene zarfında –zabıtnamelere göre– çalışmış, yalnız Kastamonu’da beş adamı iğfal edebilmiş denilebilir mi? İşte mahrem ve gayr-ı mahrem bütün evrak ve kitaplarımı odunlar yığını altından çıkarıp üç ay tetkikten sonra yalnız Feyzi, Emin, Hilmi, Tevfik, Sadık’tan başka kimseyi o koca Kastamonu’da bulmadılar. Bu beş zat ise lillah için bana şahsî hizmet münasebetiyle gönderilmişler. Eğer o sathî zabıtnameler gibi yapsa idim, beş değil belki beş yüz ve beş bin adamları kandırabilirdim.