İçeriğe atla
Sirâcünnur
On İkinci Şuâ · Sayfa 197

ve vatana dahi nâfi’ bir tarzda çalışan dindarlara da ilişmemek gerektir, elzemdir. Bin seneden beri bu milletin gıda veya ilaç gibi bir hâcet-i zaruriyesi olan takvayı ve salahati, bu mazhar-ı enbiya olan Asya’da hükmeden ehl-i siyaset yasak etmez ve edemez biliyoruz.

Vatan ve millet ve asayişin menfaati hesabına bunu da hatırlatmak bir vazife-i vataniyem olması cihetiyle derim: Böyle bize ve Risale-i Nur’a az bir münasebetle taht-ı tevkife almak, gücendirmek yüzünden vatana ve asayişe dindarane menfaati ve anarşiliğe karşı kuvvetli bir set teşkil eden yüz binler adamları idare aleyhine fikren çevirmeye yol açar ve anarşiliğe meydan verir.

Evet, Risale-i Nur ile imanlarını kurtaran ve millete zararsız ve tam menfaattar bir vaziyete girenler yüz binden çok ziyadedir. Hükûmet-i cumhuriyenin belki her büyük dairesinde ve milletin her tabakasında faydalı, müstakimane bir surette bulunuyorlar. Bunları gücendirmek değil belki himaye etmek elzemdir.

Şekvamızı dinlemeyen ve bizi söyletmeyen ve bahaneler ile sıkıştıran bir kısım resmî adamlar, vatan aleyhinde anarşiliğe meydan açıyorlar diye kuvvetli bir vehim hatırımıza geliyor.

Hem maslahat-ı hükûmet namına derim: Madem Beşinci Şuâ’yı mahkemeler tetkik edip ilişmemişler, bize verdiler. Elbette onu, yeniden resmiyete koyup dedikodulara meydan açmamak, idarece zarurîdir. Biz o risaleyi, eskiden beri gizlediğimiz gibi hükûmet ve mahkeme dahi onu medar-ı sual ve cevap etmemeli.

Çünkü kuvvetlidir, reddedilmez (1). Kable’l-vuku haber vermiş, doğru çıkmış (2). Hem hedefi dünya değil, olsa olsa ölmüş gitmiş bir şahsa müteaddid manalarından bir manası muvafık geliyor (3). Onun dostluğu taassubu ile o gaybî ihbarı ve manayı, resmiyete koymamayı ve bizi onunla muaheze etmekle daha ziyade teşhirine yol açmamayı, vatan ve millet ve asayiş ve idare hesabına ihtar etmeye vicdanım beni mecbur eyledi.

Şiddetli hasta ve çok zayıf ve ihtiyar ve hayli zaman münzevi, mevkuf

Said Nursî