İçeriğe atla
Sirâcünnur
Beşinci Şuâ · Sayfa 264
İKİNCİ MESELE

Rivayette var ki: “Âhir zamanın dehşetli bir şahsı, sabah kalkar; alnında هٰذَا كَافِرْ yazılmış bulunur.”

اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِالصَّوَابِ‌ bunun tevili şudur ki:

O Süfyan, kendi başına Frenklerin serpuşunu koyup herkese de giydirir. Fakat cebir ve kanun ile tamim ettiğinden o serpuş dahi secdeye gittiği için inşâallah ihtida eder, daha herkes –yalnız istemeyerek– onu giymekle kâfir olmaz.

ÜÇÜNCÜ MESELE

Rivayette var ki: “Âhir zamanın müstebit hâkimleri, hususan Deccal’ın yalancı cennet ve cehennemleri bulunur.”

اَلْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ bunun bir tevili şudur ki:

Hükûmet dairesinde karşı karşıya kurulan ve birbirine bakan vaziyette bulunan hapishane ile lise mektebi, biri huri ve gılmanın çirkin bir taklidi, diğeri azap ve zindan suretine girecek diye bir işarettir.

DÖRDÜNCÜ MESELE

Rivayette var ki: “Âhir zamanda Allah, Allah diyecek kalmaz.”

لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ bunun bir tevili şu olmak gerektir ki:

Allah, Allah, Allah deyip zikreden tekyeler, zikirhaneler, medreseler kapanacak ve ezan ve kamet gibi şeairde ismullah yerine başka isim konulacak, demektir. Yoksa umum insanlar küfr-ü mutlaka düşecekler, demek değildir. Çünkü Allah’ı inkâr etmek, kâinatı inkâr etmek kadar akıldan uzaktır. Umum değil belki ekser insanlarda dahi vukuunu akıl kabul etmez. Kâfirler Allah’ı inkâr etmiyorlar, yalnız sıfâtında hata ediyorlar.