اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخٖيهِ مَيْتًا
âyeti karşımda kendini gösterip temessül eyledi. Manen “Bana bak!” dedi. Ben de baktım, birden tesbihat içinde gördüm ki: Bin üç yüz elli birden (1351) tâ bin üç yüz altmış bir (1361) tarihini gösterdi. Halimize baktım; perde altında elli birden (51) tâ altmış bire (61) kadar Risale-i Nur meded beklediği İstanbul âfakında, bir nevi taarruz bulunmuş ve 61’de birden patlamasıdır.
Tahlil: ت dört yüz, خ altı yüz = bin. م , م , ى , ى yüz. ل , ل , ك , ك yüz. Üçüncü ى , ن , م yüz. ح , ح , ح , ب , د otuz. Dördüncü ى on. Beş elif, bir ه ile beraber on. Âhirdeki tenvin vakfen elif olduğu için yekûnü bin üç yüz elli bir. (Hâşiye) مَيْتًا aslı yâ-i müşeddede olduğundan bin üç yüz altmış bir eder.
Said Nursî
***
بِاسْمِهٖ وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
Bu âciz kardeşiniz hem o itiraz eden o eski dost zata hem ehl-i dikkate ve sizlere beyan ediyorum ki:
Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın feyziyle Yeni Said (ra) hakaik-i imaniyeye dair o derece mantıkça ve hakikatçe bürhanlar zikrediyor ki değil Müslüman uleması, belki en muannid Avrupa feylesoflarını da teslime mecbur ediyor ve etmektedir. Amma Risale-i Nur’un kıymet ve ehemmiyetine işarî ve remzî bir tarzda Hazret-i Ali (ra) ve Gavs-ı A’zam’ın (ra) ihbaratı nevinden, Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan dahi bu zamanda bir mu’cize-i maneviyesi olan Risale-i Nur’a nazar-ı dikkati celbetmesine mana-yı işarî tabakasından rumuz ve îmaları, i’cazının şe’nindendir ve o lisan-ı gaybın belâgat-ı mu’cizekâranesinin muktezasıdır.
___
Hâşiye: Bu âyet bizi şiddetle gıybetten men’ettiğinden bu hâdiseyi unutmalıyız, medar-ı gıybet etmemeliyiz. İnşâallah daha tekerrür etmeyecek.