meseleyi esas yapıp öteki meseleleri esas yapmayacak. Tâ ki iman hizmeti safvetini umumun nazarında bozmasın ve avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında, o hizmet başka maksatlara âlet olmadığı tahakkuk etsin.
Hem de yirmi seneden beri tahripkâr eşedd-i zulüm altında o derece ahlâk bozulmuş, o derece metanet ve sadakat kaybolmuş ki ondan belki yirmiden birisine itimat edilmez. Bu acib hâlâta karşı, çok fevkalâde sebat ve metanet ve hamiyet-i İslâmiye lâzımdır; yoksa akîm kalır, zarar verir.
Demek en hâlis ve en selâmetli ve en mühim ve en muvaffakıyetli hizmet, Risaletü’n-Nur şakirdlerinin çalıştıkları daire içindeki kudsî hizmettir. Her ne ise… Şimdilik bu meseleye bu kadar yeter.
Said Nursî
***
Hüsrev’in mektubundan bir fıkradırEvet Üstadım, gözümüzle görüyoruz ki: Ehl-i tarîkat, bid’alara dayanamamışlar hem girmişler, içinden çıkamıyorlar hem sâlikleri ondan bir ikiye inmiş. Hem onlar da itiraf ediyorlar ki zevklerinden, cezbedici güzelliklerinden ellerinde çok şeyleri kalmamış. Cenab-ı Hakk’ın sırf bir ihsanı olarak Risaletü’n-Nur’un parlak, nurani nâsiyesini müşahede ediyoruz ki in’ikas eden lemaat-ı Nuriyesi, bütün ihtiyacımıza kâfi ve vâfi geliyor, herkesi hayrette bırakıyor. Hem ehl-i bid’ayı serfürû ettiriyor. Öylelerin lisanlarından, nedamet ve teessüfü ifade eden “Bilmemişiz!” kelimeleri dökülüyor.
Muhitimizde, Risaletü’n-Nur’a karşı cazibedar ve çok âlî hakikatlerinden başka ehl-i bid’a lisanları susmuş; güya karanlıklı girdaplara sokulmuşlar, konuşmuyorlar. Konuşsalar da tesirleri kalmamıştır. Cazibedar ve i’cazkâr lisanıyla ancak Risaletü’n-Nur konuşuyor. Bid’a ve dalalet zulmetlerine karşı ancak onun talebeleri, kuvvet-i imanla çelikten bir kale gibi duruyorlar. Hem öyle fevkalâde fütuhat yapıyor ve öyle hârikulâde bir surette emir ve nehy-i Kur’anîyi temessük ettiriyor ki pek çok müşahedatımızdan yalnız birisini bin kalemli kardeşimiz söylüyorlar ki… Sükût.
Hüsrev
***