işaratıyla nübüvvetine beşaret ve sâyebân ve zaman-ı mazi, enbiya ve kütüb ve kâhinlerin rumuz ve telvihatıyla o şems-i hakikatin fecr-i sadıkını göstererek müjdeci ve zaman-ı hal yani asr-ı saadet lisan-ı haliyle tabiat-ı Arap’taki inkılab-ı azîmin ve bedeviyet-i sırftan medeniyet-i mahzanın def’aten tevellüdünü şahit göstererek nübüvvetini ispat ve zaman-ı müstakbel, kendi vukuat ve fünununun etvar-ı müdakkikanesiyle onun mevkib-i ikbalini istikbal ve lisan-ı hakîmane ile irşadatına teşekkür; nev-i beşer kendi muhakkikleriyle bâhusus hatib-i beliği ki şems gibi kendi kendine bürhan olan Muhammed’in (asm) lisan-ı fasihanesiyle haktan geldiğini ilan ve Zat-ı Zülcelal kendi Kur’an’ının lisan-ı beliğanesiyle ol Nebiyy-i Ümmi’nin ferman-ı risaletini kıraat, ediyorlar ve oluyorlar.
Beyt:
جُمْلَه شٖيرَانِ جِهَانْ بَسْتَۀِ اٖينْ سِلْسِلَه اَنْد
رُوبَه اَزْ حٖيلَه چِه سَانْ بِگُسَلَدْ اٖينْ سِلْسِلَه رَا
Emma ba’d: Şu fakir, garib Nursî ki “Bid’atüzzaman” lakabıyla müsemma olmaya lâyık iken haberi olmadan “Bedîüzzaman” ile meşhur olan bîçare; tedenni-i milletten ciğeri yanmış gibi feryad u figan ederek âh, âh, âh, vâ esefâ der ki: İslâmiyet’in mağz ve lübbünü terk ederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve sû-i fehim ve sû-i edep ile İslâmiyet’in hakkını ve müstahak olduğu hürmeti îfa edemedik. Tâ o da bizden nefret ederek evham ve hayalatın bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi.
Hem de hakkı var. Zira biz, İsrailiyatı usûlüne ve hikâyatı akaidine ve mecazatı hakaikine karıştırarak kıymetini takdir edemedik. O da ceza olarak bizi dünyada te’dib için zillet ve sefalet içinde bıraktı. Bizi kurtaracak yine onun merhametidir.
Öyle ise ey ihvan-ı müslimîn! Geliniz, ona tarziye vereceğiz. El birliğiyle dest-i sadakati uzatacağız, biat edeceğiz. Onun hablü’l-metinine sarılacağız.
Hem de bilâ-perva olarak ilan ederim: Beni geçmiş asırların efkârına karşı mübarezeye heyecan ve şecaate getiren ve yüzer senelerden beri sevkü’l-ceyş ile kuvvet bulan hayalat ve evhamın müdafaasına beni gayrete getiren itikadım ve yakînimdir ki: