var ki imanın dürbünüyle, Kur’an’ın nuruyla görünür.
Mesela
فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ اِلٰى طَعَامِهٖ ۞ اَنَّا صَبَبْنَا الْمَٓاءَ صَبًّا ۞ ثُمَّ شَقَقْنَا الْاَرْضَ شَقًّا ۞ فَاَنْبَتْنَا فٖيهَا حَبًّا ۞ وَعِنَبًا وَقَضْبًا ۞ وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا ۞ وَحَدَٓائِقَ غُلْبًا ۞ وَفَاكِهَةً وَاَبًّا ۞ مَتَاعًا لَكُمْ وَلِاَنْعَامِكُمْ
İşte şu âyet-i kerîme, mu’cizat-ı kudret-i İlahiyeyi bir tertib-i hikmetle zikrederek esbabı müsebbebata rabtedip en âhirde مَتَاعًا لَكُمْ lafzıyla bir gayeyi gösterir ki o gaye, bütün o müteselsil esbab ve müsebbebat içinde o gayeyi gören ve takip eden gizli bir mutasarrıf bulunduğunu ve o esbab, onun perdesi olduğunu ispat eder.
Evet مَتَاعًا لَكُمْ وَلِاَنْعَامِكُمْ tabiriyle bütün esbabı, icad kabiliyetinden azleder. Manen der: Size ve hayvanatınıza rızkı yetiştirmek için su semadan geliyor. O suda, size ve