İçeriğe atla
Mu'cizât-ı Kur'âniye Risalesi
Dördüncü Zeyl Yirmi Dokuzuncu Mektup'un Sekizinci Kısmı · Sayfa 314

arkasında görürsün, ya içinde bulursun. Üslup: Âyine-i insanî.

Kur’an ise zahiren o nebi muhatabı gösterir, muhatap sahib-i kelâma perde. Zira bir Vâcibü’l-vücud ki bînefad ve bînihaye hitab ve kelimat-ı Sübhanî.

Lâyuhad muhatabîne ezelden tâ ebede birden teveccüh etmiş tekellüm de ediyor şöyle mahdud kelâmın arkasında ezel ebed Sultanı

Yalnız bir lem’a-i tecellisi kabildir sıkışması eğer bütün o bînihayet kelimat def’aten dinlemesi daire-i imkânda olsaydı bir mekânı

Yahut bütün muhatabîn zerrat-ı kâinat suretinde tek bir kulak olsaydı o üzn-ü cihanî hem bir nur-u imanî hem bir hads-i vicdanî

Belki kelâm-ı bînihayet arkasında ya içinde bînihayet celal-i azameti içinde o haşmet-i Sübhanî görürdü timsalini

Demek Tenzil’in esalibinde tenevvü İlahî tenezzülat, tecelli-yi esma-i sıfâttır ki kelâmın arkasında görüyor onu bir nazar-ı imanî

Her adam diyebilir şems benim için yakılmış, evim olan dünyada şu âyinede güneş bana tebessüm eder bakıyor o ayn-ı âsumanî