Hem –nakl-i sahih-i kat’î ile– ferman etmiş ki:
سَتَفْتَرِقُ اُمَّتٖى ثَلَاثًا وَسَبْعٖينَ فِرْقَةً اَلنَّاجِيَةُ وَاحِدَةٌ مِنْهَا.
قٖيلَ : مَنْ هُمْ؟ قَالَ : مَا اَنَا عَلَيْهِ وَاَصْحَابٖى
deyip ümmeti yetmiş üç fırkaya inkısam edeceğini ve içinde fırka-i naciye-i kâmile, Ehl-i Sünnet ve Cemaat olduğunu haber veriyor.
Hem ferman etmiş ki:
اَلْقَدَرِيَّةُ مَجُوسُ هٰذِهِ الْاُمَّةِ deyip çok şubelere inkısam eden ve kaderi inkâr eden Kaderiye taifesini haber vermiş. Hem çok şubelere inkısam eden Râfızîleri haber vermiş.
Hem –nakl-i sahih-i kat’î ile– İmam-ı Ali’ye (ra) demiş: Sende Hazret-i İsa (as) gibi iki kısım insan helâkete gider. Birisi ifrat-ı muhabbet, diğeri ifrat-ı adâvetle. Hazret-i İsa’ya Nasrani muhabbetinden hadd-i meşrudan tecavüz ile hâşâ “İbnullah” dediler. Yahudi, adâvetinden çok tecavüz ettiler, nübüvvetini ve kemalini inkâr ettiler. Senin hakkında da bir kısım, hadd-i meşrudan tecavüz edecek, muhabbetinden helâkete gidecektir.
لَهُمْ نَبْزٌ يُقَالُ لَهُمُ الرَّافِضِيَّةُ