İçeriğe atla
Mu'cizât-ı Ahmediye Risalesi
On Dokuzuncu Mektup · Sayfa 20

İkinci kısım tevatür-ü manevî şudur ki: Bir hâdisenin vukuuna, mesela “Bir kıyye taam, iki yüz adamı tok etmiş.” denilse fakat onu haber verenler, ayrı ayrı surette haber veriyor. Biri bir çeşit, biri başka bir surette, diğeri başka bir şekilde beyan eder fakat umumen, aynı hâdisenin vukuuna müttefiktirler. İşte mutlak hâdisenin vukuu; mütevatir-i bi’l-manadır, kat’îdir. İhtilaf-ı suret ise zarar vermez.

Hem bazen olur ki haber-i vâhid, bazı şerait dâhilinde tevatür gibi kat’iyeti ifade eder. Hem bazen olur ki haber-i vâhid haricî emarelerle kat’iyeti ifade eder.

İşte Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmdan bize naklolunan mu’cizatı ve delail-i nübüvveti, kısm-ı a’zamı tevatür iledir; ya sarîhî ya manevî ya sükûtî. Ve bir kısmı çendan haber-i vâhid iledir. Fakat öyle şerait dâhilinde, nakkad-ı muhaddisîn nazarında kabule şâyan olduktan sonra, tevatür gibi kat’iyeti ifade etmek lâzım gelir.

Evet, muhaddisînin muhakkikîninden “El-Hâfız” tabir ettikleri zatlar, lâekall yüz bin hadîsi hıfzına almış binler muhakkik muhaddisler hem elli sene sabah namazını işâ abdestiyle kılan müttaki muhaddisler ve başta Buharî ve Müslim olarak Kütüb-ü Sitte-i Hadîsiye