İçeriğe atla
Mirkatü's-Sünnet Risalesi
Kastamonu Lâhikasından Mektuplar · Sayfa 213

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Kardeşlerimizden birisinin namaz tesbihatında tekâsül göstermesine binaen dedim: “Namazdan sonraki tesbihatlar, tarîkat-ı Muhammediyedir (asm) ve velayet-i Ahmediyenin (asm) bir evradıdır. O noktadan ehemmiyeti büyüktür.”

Sonra bu kelimenin hakikati böyle inkişaf etti: Nasıl ki risalete inkılab eden velayet-i Ahmediye (asm) bütün velayetlerin fevkindedir; öyle de o velayetin tarîkatı ve o velayet-i kübranın evrad-ı mahsusası olan namazın akabindeki tesbihat, o derece sair tarîkatların ve evradların fevkindedir. Bu sır dahi şöyle inkişaf etti ki:

Nasıl zikir dairesinde bir mecliste veyahut hatme-i Nakşiyede bir mescidde birbiriyle alâkadar heyet-i mecmuada nurani bir vaziyet hissediliyor. Kalbi hüşyar bir zat, namazdan sonra

سُبْحَانَ اللّٰهِ ، سُبْحَانَ اللّٰهِ‌

deyip tesbihi çekerken, o daire-i zikrin reisi olan Zat-ı Ahmediye aleyhissalâtü vesselâmın