İçeriğe atla
Miftâhu'l-İman
Birinci Makam'ın Üçüncü Kısmı · Sayfa 64

Fahr-i Âlem ve لَوْلَاكَ لَوْلَاكَ لَمَا خَلَقْتُ الْاَفْلَاكَ hitabına mazhar ve hakikat-i Muhammediye (asm) hem sebeb-i hilkat-i âlem hem neticesi ve en mükemmel meyvesi olduğu gibi bu kâinatın hakiki kemalâtı ve sermedî Cemil-i Zülcelal’in bâki âyineleri ve sıfatlarının cilveleri ve hikmetli ef’alinin vazifedar eserleri ve çok manidar mektubları olması ve bâki bir âlemi taşıması ve bütün zîşuurların müştak oldukları bir dâr-ı saadet ve âhireti netice vermesi gibi hakikatleri, hakikat-i Muhammediye (asm) ve risalet-i Ahmediye (asm) ile tahakkuk ettiğinden, nasıl bu kâinat onun risaletine gayet kuvvetli ve kat’î şehadet eder. Öyle de başta âlem-i İslâm, bütün beşer ve bütün zîşuur; cehennemden daha acı ve korkunç olan ademden, hiçlikten, idam-ı ebedîden, fena-i mutlaktan kurtulmak için daimî aşk ve şevkle her zamanda ve câmi’ mahiyetinin bütün kuvvetleriyle, bütün istidadat lisanlarıyla, bütün dualar ve ibadetler ve ricalarının dilleriyle istedikleri hayat-ı bâkiyeyi kuvvetli ve kat’î beşaret veren risalet-i Ahmediye (asm) ve hakikat-i Muhammediyeye (asm) şehadet edip nev-i beşerin medar-ı iftiharı ve eşref-i mahlukat olduğuna imza bastığı gibi; her zamanda üç yüz elli milyon