şüphe vererek onları, aklı istimal etmeyerek naklen kabul ettirmek, İslâmiyet’in de sair dinler misillü akıl dini olmayıp yalnız nakle istinad ettiğini telkin etmek gayesiyle bu nevi itirazlar Camiü’l-Ezherde de vaki olabilir diye hatırımıza geldi.
İslâmiyet akıl dinidir. Kur’an-ı Hakîm’in pek çok yerlerinde
اَفَلَا يَعْقِلُونَ ، اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ ، اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ
âyetleriyle akla havale ediyor. Kur’an-ı Hakîm’in ve keza tercüman-ı zîşanı olan Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın hadîslerinin hiçbirisi yoktur ki akl-ı selim ile mütalaa edildiği vakitte akıl, onu kabul etmemiş olsun. Belki akıl, hikmeti anladığı vakit hayretinden secde ediyor. Risale-i Nur’da makaleleri neşredilen kırk altı meşhur feylesoflar tasdik etmişler ki: “Kur’an, aklî ve mantıkî bir dini ders veriyor.”
Evet kardeşlerimiz! Kuran-ı Hakîm, şems gibi kendi kendini gösteriyor; kendi kendini müdafaa ediyor. Mütekellim-i Ezelî, her asırda zamanın ihtiyacına göre Kur’an’ın eline bir elmas kılınç veriyor. O elmas kılınç vaki şüphe ve itirazları def’ ve tard ederek Kur’an-ı Hakîm’e gelen şübehatı izale eder. İşte bu asırda da bu elmas kılınç, Risale-i Nur’dur.