İçeriğe atla
İşârâtü'l-İ'câz
SURE-İ BAKARA · Sayfa 96

وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا

اَلَّذٖينَ nin ibhamını izale etmek için sıla olarak iman sıfatının ihtiyar edilmesi onların iman cihetiyle kendilerini sevdirerek mü’minlerden addetmek istemiş olduklarına işarettir. Ve keza nur-u imanla akılları münevver olan mü’minlerin dirayetinden hilenin gizli kalmamasına bir îmadır.

وَمَا يَخْدَعُونَ اِلَّا اَنْفُسَهُمْ

Bu cümledeki hasr, kemal-i sefahetlerine işarettir. Zira mü’minlere zarar verdirmek için yaptıkları muamele makûse olup baltayı nefislerine vurmakla, sanki o huda’ı bizzat nefislerine yapmakla sefahetlerini ilan etmişlerdir.

يَخْدَعُونَ nin يَضُرُّونَ ye tercihi, yine sefahetlerine işarettir. Çünkü ashab-ı ukûl arasında kasden nefsine zarar veren vardır fakat amden kendisiyle hud’a yapan yoktur. Meğerki insan suretinde bir eşek ola.

اَنْفُسَهُمْ Bu unvan onlara pek aziz, sevgili olan nefislerini memnun etmek üzere, bir hazz-ı nefsanî kazanmak niyetiyle yaptıkları nifak, aksü’l-amel kabilinden bir zakkum ismar etmiş olduğuna işarettir.

Sual: Bu cümledeki hasırdan anlaşılır ki onların huda’ ve nifakları, İslâmiyet’e ve âlem-i İslâm’a zarar vermemiştir. Halbuki âlem-i İslâm’ın unsurlarında öldürücü zehir gibi intişar eden nifak şubelerinden gördüğü zararları, hiçbir şeyden görmemiştir?

Cevap: Âlem-i İslâm’da görünen zarar ancak onların bozulmuş tabiatlarından, tefessüh etmiş fıtratlarından, taaffün etmiş vicdanlarından neş’et ve intişar etmiştir. Yoksa onların arzu ve ihtiyar ile yaptıkları huda’ ve hilelerin neticesi değildir. Çünkü onların hileleri Cenab-ı Hakk’a, Peygamber’e (asm), cemaat-i müslimîne yapılan bir muameledir. Malûmdur ki Allah o muameleye âlimdir. Peygamber (asm) de vahiy ile vâkıftır. Cemaat-i müslimînce de imanî bir şiddet-i zekâ sayesinde o gibi hileler tesettür edip gizli kalamaz. Demek onların vurdukları balta, dönüp başlarını kırmıştır. Çünkü aldanan cemaat-i müslimîn değildir. Ancak aldatan aldanandır.