herhangi bir hikmet ve bir maslahatı derhal intac eder ki o hikmet ve o maslahatın husule gelmesi ancak o zerrenin o çeşit hareketiyle olabilir. Acaba o kadar yollar ve ihtimaller arasında o zerrenin macerası, lisan-ı haliyle Sâni’in kasd ve hikmetine delâlet etmez mi?
İşte her bir zerre –müstakillen– kendi başıyla Sâni’in vücuduna delâlet ettiği gibi, küçük büyük herhangi bir teşekküle girerse veya hangi bir mürekkebe cüz olursa girdiği ve cüz olduğu o makamlarda kazandığı nisbete göre Sâni’ine olan delâletini muhafaza eder.
***
Bu âyetin mâkabliyle cihet-i irtibatına gelince:
Vaktâ ki Kur’an-ı Kerîm, birincisi, müttaki mü’minler; ikincisi, inatlı kâfirler; üçüncüsü, iki yüzlü münafıklar olmak üzere insanları üç kısma ayırdı ve aralarında taksimat ve teşkilat yaptı. Ve her bir kısmın sıfâtını ve âkıbetini beyan etti. Sonra
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا
âyetiyle her üç kısma tevcih-i hitap ederek onları ibadete emir ve davet etti. Demek bu âyetin evvelki âyetlere terettübü ve onları takip etmesi; hane ve binanın mühendisin krokisine, amelin ilme, kazanın kadere terettübü ve birbirini takip etmeleri gibidir.
Evet, evvelki âyetlerde yapılan teşkilat ve taksimat, kroki ve plandan sonra bu âyette, ibadet binasının yapılmasına emredilmiştir. Ve o âyetlerde verilen bilgi ve malûmattan sonra, bu âyette amel ve ibadete emredilmiştir. Ve onlarda yazılan sıfat ve istihkaklara göre, burada emir ve nehiyler ile hükümler verilmiştir. Ve keza evvelki âyetlerde insanların taksimatı, ahval ve sıfâtı zikredildikten sonra, makamın iktizasıyla bu âyet onları takip etmiştir.
Vaktâ ki Kur’an-ı Kerîm, insanların her üç fırkasından bahsetti ve her bir fırkanın sıfatını ve âkıbetini söyledi; sâmi’in arzusu ve makamın iktizası üzerine Kur’an-ı Kerîm, gaybdan hitaba intikal ederek onlara karşı şu hitapta bulundu. Evet, bazı adamlar hakkında gaibane konuşanların bilâhare konuşmalarını hitaba çevirmelerinde şöylece bir nükte-i umumiye vardır:
Mesela, bir şahsın iyiliğinden veya fenalığından bahsedilirken gerek konuşanda, gerek dinleyende ya tahsin veya tel’in için bir meyil uyanır. Sonra gitgide o meyil öyle kesb-i şiddet eder ki sahibini