İçeriğe atla
İşârâtü'l-İ'câz
SURE-İ BAKARA · Sayfa 144

itaat etmeyerek, sanki necatları çöllerde imiş gibi sahralara düştüler. En-nihaye haybet ve hüsrana uğrayarak Allah’ın belasına muhat ve maruz kaldılar.

اَللّٰهُ Bu kelime-i mübareke, onların son ümit ve ricalarının kesilmesine işarettir. Çünkü musibetzede olan bir adam, evvel ve âhir Allah’ın merhametine iltica etmekle müteselli olur. Binaenaleyh Allah’ın kahr u gazabına müstehak olanın, elbette ve elbette necatından ümit ve ricası kesilir.

مُحٖيطٌ kelimesi onları abluka eden musibetlerin, Allah’ın âsâr-ı azameti olduğuna işarettir. Yani göklerin, bulutların, yağmurların, gecelerin onlara cihat-ı sitteden hücum ettikleri gibi Allah’ın da gazap ve beliyyatı her taraftan onları ihata etmiştir. Ve keza Allah’ın bütün kâinatı ihata eden ilim ve kudreti ve bütün zerrata şâmil olan emirleri göz önüne getirilirse مُحٖيطٌ kelimesinden şöyle bir ihtar fışkırmaya başlar:

“Ey kâfirler! Semavat ve arzın dışarısına çıkamazsınız. Dâhilde ise her nereye kaçacak olursanız orada Allah ilim ve kudretiyle hazır ve nâzırdır.”

بِالْكَافِرٖينَ Bu kelimeyi مُحٖيطٌ lafzına bağlayan ب harf-i cerri, Allah’ın gazabından kaçan kâfirler yine Allah’ın gazabına rast gelip musibet oklarına hedef olduklarına işarettir.

كَافِرٖينَ unvanı ise üç işareti taşıyor:

1- Temsil içerisinde mümesseli yani münafıkları göstermekle sâmi’in temsil ile meşgul olup mümesselden, maksattan gafil olmamasını temin etmek içindir.

2- Temsil ile mümessel; yani yolcuların durumuyla münafıkların durumu arasında son sistemde bulunan müşabehetin kuvvetinden dolayı birbirinin sıfatını, yekdiğerinin lakabını, soyadını taşıyabilmelerine işarettir.

3- Kâfirlerin kalbi gibi onların da kalpleri zulmet ve azap içinde bulunduğuna işarettir. Zira yaptıkları cinayet ve kusurlarından,