Sesim yetişse bütün küre-i arza bağırarak derim ki: Sözler güzeldirler, hakikattirler fakat benim değildirler, Kur’an-ı Kerîm’in hakaikinden telemmu etmiş şuâlardır.
وَمَا مَدَحْتُ مُحَمَّدًا بِمَقَالَتٖى ۞
وَلٰكِنْ مَدَحْتُ مَقَالَتٖى بِمُحَمَّدٍ
düsturuyla derim ki:
وَمَا مَدَحْتُ الْقُرْاٰنَ بِكَلِمَاتٖى ۞
وَلٰكِنْ مَدَحْتُ كَلِمَاتٖى بِالْقُرْاٰنِ
Yani “Kur’an’ın hakaik-i i’cazını ben güzelleştiremedim, güzel gösteremedim; belki Kur’an’ın güzel hakikatleri, benim tabiratlarımı da güzelleştirdi, ulvileştirdi.”
Madem böyledir; hakaik-i Kur’an’ın güzelliği namına, Sözler namındaki âyinelerinin güzelliklerini ve o âyinedarlığa terettüp eden inayat-ı İlahiyeyi izhar etmek, makbul bir tahdis-i nimettir.
(Mektubat)
Nev-i insanın yüzde sekseni ehl-i tahkik değildir ki hakikate nüfuz etsin ve hakikati