Mesnevî’nin başındaki bu üç risale “Eski Said”in eserlerinden olmayıp Üstadımızın tabiriyle “Yeni Said”in eserleridir. Üstadımızın eski eserlerinden Risale-i Nur’a girenler olduğu gibi Risale-i Nur’u telifi zamanında yazdığı Arapça eserleri de bu suretle Mesnevî-i Arabî’ye idhal olunmuştur.
Üçüncü Risalesi
El-Lâsiyyemat
İman-ı haşre dair olan bu risale Risale-i Nur’daki Onuncu Söz’ün esası olup Barla’da, Üstadımızın –bir bahar gününde– rahmet-i İlahiyenin âsârını bağ ve bahçelerde müşahedesinden ve ihtiyarsız olarak
فَانْظُرْ اِلٰٓى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْيِى الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا
اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِى الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدٖيرٌ
âyet-i kerîmesini kırk defaya yakın okumasından sonra tulû etmiş gayet kıymettar ve bu zamanda çok lüzumlu ve inkâr-ı haşir mefkûresini köküyle kesip İbn-i Sina gibi acib bir dâhînin “Haşir bir mesele-i nakliyedir, akıl bu yolda gidemez.” dediği haşri en basit fehme de kabul ettiren ve haşrin binler numunelerini arz yüzünde gösteren ve haşri iktiza eden pek çok esma-i İlahiyeden tut tâ mahiyet-i insaniyede dahi haşri ispat eden bir risaledir.
Bir kaide-i hasenenin tezahürü olarak her risalenin başında olduğu gibi bu risalenin başında da Cenab-ı Hakk’a tahmidat ve Nebiyy-i Zîşan’a salât ü selâm vardır.
İman-ı billah, iman-ı bi’n-nebi, iman-ı bi’l-haşir ve şuhud-u kâinat mabeyninde bir irtibat-ı tamme ve telazum-u kat’iye olduğundan bu risale kısaca olarak “tevhid ve risalet” hakikatlerinden bahsederek esas mesele olan mesele-i haşriyeye Lâsiyyemalar’la geçmiştir.
Risale-i Nur’un Yirmi Sekizinci Söz’ünün ikinci makamı olan bu risale, yirmi senedir Üstadımızın eline yeni geçmiştir.