fakat rahmet-i İlahiyeye gitti. Yine beni cennette kucağına alıp sevecek ve ben de o şefkatli anneciğimi göreceğim.” diye insaniyete lâyık bir tarzda yaşayabilir.
Hem insanın bir rub’unu teşkil eden ihtiyarlar, yakında hayatlarının sönmesine ve toprağa girmelerine ve sevimli dünyalarının kapanmasına karşı teselliyi ancak ve ancak âhirete imanda bulabilirler. Yoksa o merhametli muhterem babalar ve fedakâr şefkatli analar öyle bir vaveylâ-yı ruhî ve öyle bir dağdağa-i kalbî çekeceklerdi ki, dünya onlara me’yusane bir zindan ve hayat onlara işkenceli bir azap olacaktı. Fakat âhirete iman onlara der: “Merak etmeyiniz. Sizin ebedî bir gençliğiniz var, gelecek. Ve gayet parlak bir hayat ve nihayetsiz bir ömür sizi bekliyor. Zayi ettiğiniz evlâd ve akrabalarınız ile sevinçlerle görüşeceksiniz.” diye, iman-ı âhiret onlara öyle bir teselli ve inşirah verir ki her birinin başına yüzer ihtiyarlık toplansa onları meyus etmez.
Hem nev-i insanın üçten birisini teşkil eden gençler galeyanda olan hevesatlarına mağlup ve her vakit başlarına alamadıkları cüretkâr akıllarıyla âhirete imanı kaybetseler ve cehennem azabını tahattur etmezlerse hayat-ı içtimaiyede ehl-i namusun malı ve ırzı ve zayıfların ve ihtiyarların rahatı ve haysiyeti bozulur. Bazen bir dakika lezzet için mesud bir hanenin saadetini mahveder, canavar bir hayvan hükmüne geçer. Eğer iman-ı âhiret onun imdadına gelse çabuk aklını başına alır. Gerçi hükûmet hafiyeleri beni görmüyorlar, fakat cehennem gibi bir zindanı bulunan Padişah-ı Zülcelal’in melaikeleri beni görüyorlar, fenalıklarımı kaydediyorlar. Ben başıboş değilim, vazifedar bir yolcuyum. Ben de onlar gibi ihtiyar ve zayıf olacağım, der. Birden zulmen tecavüz etmek istediği adamlara karşı bir şefkat ve bir merhamet beslemeye başlar.
Hülâsa: Bu hakikatlerin hayat-ı içtimaiyeye ait bir numunesi şudur ki: Eğer iman-ı âhiret bir şehirde ve o büyük aile efradında hükmetmezse güzel ahlâkın esasları olan ihlas, samimiyet, fazilet, hamiyet, fedakârlık, rıza-yı İlahî, sevab-ı uhrevî yerine garaz, menfaat, sahtekârlık, hodgâmlık, tasannu, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zahirî asayiş ve insaniyet altında anarşilik ve vahşet manaları hükmeder. O hayat-ı şehriye zehirlenir. Çocuklar haylazlığa, gençler sarhoşluğa, kavîler zulme, ihtiyarlar ağlamaya başlarlar. Buna kıyasen memleket dahi bir hanedir. Vatan da bir millî ailenin hanesidir. Eğer iman-ı âhiret bu geniş hanelerde