لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ فٖٓى اَحْسَنِ تَقْوٖيمٍ ۞ وَفِى الْاَرْضِ اٰيَاتٌ لِلْمُوقِنٖينَ
وَفٖٓى اَنْفُسِكُمْ اَفَلَا تُبْصِرُونَ ۞
âyetlerinin insanın mahiyeti noktasında ve enfüsî cihetine bakan bir hakikatini, insan üç cihetle Sâni’-i Zülcelal’in esmasına âyine olmasıyla yani acz ve fakrıyla, naks ve kusuruyla Kadîr-i Zülcelal’in kudretini, gınasını, kemalini bildirdiği gibi; cüz’î ilim ve cüz’î kudretiyle ve cüz’î basar ve cüz’î sem’iyle ve cüz’î mâlikiyetiyle yine Sâni’in ilm-i mutlakına, sem’ u basarına ve mâlikiyet-i mutlakasına âyinedarlık edip gösterdiğini; ve hem insan üstünde nakışları görünen esma-i İlahiyeye o nakışlar cihetiyle âyinedarlık ederek esmada bir ism-i a’zam olduğu gibi, esmanın nukuşunda dahi insan bir nakş-ı a’zam bulunduğunu göstermekle gayet kuvvetli bir delil-i vahdaniyeti insanın mahiyetinde izhar edip üç cihetle marifetullaha pencereler açar.
لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ فٖٓى اَحْسَنِ تَقْوٖيمٍ ’in bir hakikatini tefsir ediyor.
Otuz İkinci Pencere:هُوَ الَّذٖٓى اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدٖينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّٖينِ كُلِّهٖ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَهٖيدًا ۞ قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنّٖى رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ جَمٖيعًا
âyetlerinin bir hakikatini, sema-i risaletin bir güneşi olan Zat-ı Ahmediye aleyhissalâtü vesselâma dair olan On Dokuzuncu Mektub ve On Dokuzuncu Söz ve Otuz Birinci Söz ile tefsir edip, bu pencere ile o tefsire işaret ediyor.
Otuz Üçüncü Pencere:اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖٓى اَنْزَلَ عَلٰى عَبْدِهِ الْكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجًا
âyetinin Kur’an’a dair bir hakikatini, Kur’an’ın her bir âyeti birer pencere ve belki ekser âyetinde marifetullaha karşı çok pencereler