olan kabul etmeye ve kalbinde gözü olanları görmeye mecbur eder. Görmeyen kördür, kabul etmeyen kalpsizdir.
قَدْ يُنْكِرُ الْمَرْءُ ضَوْءَ الشَّمْسِ مِنْ رَمَدٍ
وَيُنْكِرُ الْفَمُ طَعْمَ الْمَاءِ مِنْ سَقَمٍ
düsturuyla gözlerindeki hastalıklarla bu hakikat güneşinin ziyasını görmez ve dillerindeki marazla âb-ı hayat olan şu tatlı suyun lezzetini hissedip tatmazlar.
Yine Kenzü’l-Arş Duası’nın feyzinden gelen ikinci nükte-i tevafukiyedir.
Bu nükteden numune için üç misal:
Birincisi: Suver-i Kur’aniyenin aded-i hurufatı 3000’de tevafukatı pek hârika ve mu’cizanedir.
Mesela: En kısa sure olan Sure-i Kevser’in hurufatı ebcedî makamı 3000 olmakla; hem Sure-i Yâsin’in 3000 aded-i hurufuna, hem Sure-i Furkan’ın 3000, hem Sure-i Fâtır’ın 3000, hem Sure-i Ve’s-Sâffât’ın 3000, hem Sure-i Sad’ın 3000, hem Ra’d’ın 3000, hem Er-Rum’un 3000, hem Ez-Zuhruf’un 3000, hem Sure-i Şûra’nın 3000, hem İbrahim’in 3000, bu surelerin 3000 hurufatına tevafuku ve 11 surenin bu 3000’de birbiriyle muvafakatı ve mutabakatı bilbedahe tesadüf işi olamaz. Belki i’caz-ı Kur’an’ın bir şu’lesidir ki, hurufata serpilmesidir ve yaldızlamasıdır.
Hem en kısa sure olan Sure-i Kevser hurufunun makam-ı ebcedîsi olan 3000 adediyle, en uzun sure olan El-Bakara’nın örfî yani kelâm hükmündeki kelimatının 3000 adedine ve Âl-i İmran’ın hakiki kelimatının 3000 adedine ve Sure-i Nisa kelimatının 3000 adedine tevafuku elbette kör tesadüfün işi değil ve rastgele ve şuursuz ve ittifakî bir vaziyet olamaz. Belki sırr-ı i’cazın bir cilvesinin şuâı ile bir intizamdır.
Böyle büyük tevafukatta küçük küsurat münasebat-ı tevafukiyeyi bozmadığından nazara alınmadı.
İkinci Misal: Sure-i اِنَّۤا اَنْزَلْنَاهُ فٖى لَيْلَةِ الْقَدْرِ ’in i’cazkâr bir tevafukundan bahistir. Şöyle ki: