İçeriğe atla
El-Hüccetü'z-Zehra Risalesi
On Beşinci Şuâ · Sayfa 81

Eğer bir dakika yolunu şaşırsa veya bir serseri yıldıza çarpsa parçalanarak hadsiz fezada sukut ile bütün o bîçare zîhayatları ademe, hiçliğe boşaltacak, dökecek diye anladı.

غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّٖينَ

cereyanının dehşetli manevî musibetini

اَوْ كَظُلُمَاتٍ فٖى بَحْرٍ لُجِّىٍّ

in boğucu karanlığını hissederek “Eyvah! Ne yaptık? Bu dehşetli gemiye neden bindik? Bundan kurtulmak çaresi nedir?” diye o kör felsefenin gözlüğünü kırdı اَلَّذٖينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ cereyanına girdi. Birden hikmet-i Kur’aniye imdadına geldi, tam hakikatini gösteren bir dürbün aklına verdi “Şimdi bak!” dedi. Baktı, gördü ki: رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ ismi

هُوَ الَّذٖى جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ ذَلُولًا فَامْشُوا فٖى مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِهٖ

burcunda bir güneş gibi tulû etti. Zemini gayet muntazam ve selâmetli bir gemi ve zîhayatları rızıklarıyla beraber içine doldurmuş, kâinat