İçeriğe atla
El-Hüccetü'z-Zehra Risalesi
On Beşinci Şuâ · Sayfa 8

لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرٖيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيٖى وَيُمٖيتُ وَهُوَ حَىٌّ لَا يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدٖيرٌ وَاِلَيْهِ الْمَصٖيرُ

kudsî cümleyi mütefekkirane tekrar edip Yirminci Mektub’un kısa bir hülâsatü’l-hülâsasını beraber düşünüyordum. Birden kalbe geldi ki: “Bu kısacık hülâsayı Nadir Hoca’ya ve buradaki gençlere ders ver.” Ben de Bismillah deyip başladım, dedim:

Bu kelâm-ı tevhidde on bir müjde, on bir hüccet-i imaniye var. Şimdi yalnız hüccetlere gayet kısa bir işaret edip izahını ve müjdeleri Yirminci Mektub ve Nur eczalarına havale edeceğim. Fakat şimdi o dersi yazdığım zaman onlara söylemediğim bazı kelimeleri ve nükteleri dahi yazmayı münasip gördüm.

İşte o kelâm-ı tevhidin on bir kelimesinden

BİRİNCİ KELİME: لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ dır.

Bundaki hüccet ise matbu Âyetü’l-Kübra Risalesi’dir. O emsalsiz hüccetin hârikalığı