müraat ederek en dağdağalı zamanlarda dahi tam tamına ubudiyeti yapması emsalsiz bir halet olması gibi…
Hâlık’ına karşı öyle daavat ve münâcat ve ricalar yapmış ki bu zamana kadar telahuk-u efkârla beraber o mertebeye yetişilmemiş. Mesela, Cevşenü’l-Kebir münâcatında bin bir esma-i İlahiyeyi şefaatçi ederek Hâlık’ını öyle bir tarzda tavsif ve tarif eder ki emsali yok.
Ve marifetullahta kimse ona yetişememesi, misilsiz bir halettir.
Hem öyle bir metanetle insanları dine davet ve öyle bir cüretle risaletini tebliğ etmiş ki kavmi ve amcası ve dünyanın büyük devletleri ve eski dinlerin etbaları ona muarız ve düşman oldukları halde, zerre kadar korkmayarak, çekinmeyerek umumuna meydan okuması ve başa da çıkarması, emsalsiz bir halettir.
İşte onun sıdkına ve nübüvvetine bu hârika, emsalsiz sekiz haletin mecmuu gayet kuvvetli bir şehadettir.
Ve bu haletler, o zatın (asm) nihayet derecede ciddiyetine ve itminanına ve kemal-i sıdkına ve hakkaniyetine kat’î kanaati var olduğunu gösteriyor.