ve namazda cemaatin büyük menfaatlerini bilmüşahede tasdik ederken bir perde daha açıldı.
Gördüm ki kâinat, bir cami-i ekber ve bütün mahlukat taifeleri, bir salât-ı kübrada cemaat ile her biri kendine mahsus bir ibadetle ve hal dili ile bir nevi namaz kılıyorlar gibi Mabud-u Zülcelal’in muhit rububiyetine karşı çok geniş bir ubudiyetle mukabele için her biri umumun şehadetlerini ve tevhidlerini tasdik eder ki aynı neticeyi ispat tarzında vaziyet alıyorlar diye müşahede ederken birden bir perde daha açıldı.
Gördüm ki nasıl bir insan-ı ekber olan kâinat, lisan-ı hal ve çok eczaları, istidat ve ihtiyac-ı fıtrî lisanıyla ve zîşuur mevcudatları, lisan-ı kāl ile اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعٖينُ diyorlar ve Hâlık’ının merhametkârane rububiyetine karşı ubudiyetlerini gösteriyorlar. Aynen öyle de birer küçücük kâinat hükmünde o cemaat-i uzmada her bir arkadaşımın cesedi gibi benim cesedimdeki zerreler ve kuvveler ve duygularım dahi Hâlık’ının rububiyetine karşı itaat ve ihtiyaçlarının lisan-ı haliyle اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعٖينُ diyerek emir ve irade-i