Zerrat tarlasından tâ manzume-i şemsiyeye, tâ Samanyolu denilen Kehkeşan dairesine ve bir hüceyre-i bedenden tâ zemin mahzenine, tâ kâinat heyet-i mecmuasına kadar aynı kanun, aynı rububiyet, aynı hikmet ile beraber idare ve terbiye eden bir rububiyeti tasdik ve hissetmeyen, bilmeyen, görmeyen bir insan elbette hadsiz bir azaba kendini müstahak eder ve merhamete liyakatini selbeder.
ÜÇÜNCÜ KELİME: اَلرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ dir. Bundaki hüccete gayet kısa bir işaret:
Evet, kâinatta hadsiz rahmetin mevcudiyeti ve hakikati, aynen güneşin ziyası gibi görünür. Ve ziyanın güneşe kat’î şehadeti misillü, bu geniş rahmet dahi perde arkasında bir Rahman-ı Rahîm’e şehadet eder. Evet, rahmetin bir ehemmiyetli kısmı rızıktır ki Rahman’a Rezzak manası verilir. Rızık ise o derece zahir bir tarzda bir Rezzak-ı Rahîm’i gösterir ki zerre kadar şuuru bulunan tasdike mecbur olur.
Mesela bütün zîhayatın, hususan âcizlerin ve bilhassa yavruların, bütün zeminde ve fezada ihtiyar ve iktidarlarının haricinde gayet hârika bir tarzda hiçten ve mütemasil