İçeriğe atla
El-Hüccetü'z-Zehra Risalesi
On Beşinci Şuâ · Sayfa 15

kitap hükmüne getiren bir Hallak-ı Hakîm, bir Hayy-ı Lâyemut’u tanımayan; elbette değil ahmak bir insan ve divane bir hayvan belki cehennem ateşini karıştıran bir serseri şeytandan daha bedbaht ve ebedî ölüme mahkûm olur.

Evet, bu kelimelerin hüccetlerine işaret eden küllî, ihatalı ve hadsiz hârika ve nihayetsiz hârikaları, mu’cizeleri ihtiva eden bu mezkûr hakîmane ef’al, fâilsiz olmaları yüz derece muhal ve bâtıl olduğu gibi; kör, âciz, şuursuz, sağır, camid, karmakarışık, intizamsız, karışık, istilacı olan esbaba isnad etmek bin derece mümteni, esassızdır.

Yoksa toprağın her bir zerresinde hadsiz bir kudret, bir hikmet ve bütün otlar ve çiçeklerin teşkilatına dair pek hârika ve küllî bir sanatkârlık bulunmak; havanın her bir zerresinde –Rehber’deki Hüve Nüktesi’nin dediği gibi– bütün konuşmaları ve telefon ve radyoların kelimelerini bilecek ve sair zerrelere ders verecek bir kabiliyet bulunmak lâzım gelir. Bu acib fikri ise hiçbir şeytan, hiçbir kimseye kabul ettiremez.

Ve bu derece akıldan, hakikatten uzak ve bütün mevcudata karşı bir tahkir ve tecavüz