tecrübelerinden istifade etmeli. Bunların yerini dolduracak kırk sene lâzım. Yoksa umumu aleyhinde itale-i lisan ve terzil etmek, bu şanlı olan ittihad-ı milleti –bozulmuş bazı efkâr ve ahlâklarına binaen– bir hastalığa hedef edecektir.
İkincisi: Ben Şark’ın dağlarında büyümüş idim. Merkez-i hilafeti güzel tahayyül ediyordum. Vaktâ ki bundan yedi sekiz ay mukaddem Dersaadet’e geldim. Gördüm ki İstanbul tevahhuş ve tenafür-ü kulûb sebebiyle medeni libası giymiş vahşi bir adama benzerdi. Şimdi ittihad-ı millî sebebiyle medeni adam fakat yarı medeni, yarı vahşi libasında bize arz-ı dîdar ediyor. Evvel Şarkta fenalığın sebebi, Şarkın uzvu hastalanmış zannediyordum. Vaktâ ki hasta olan İstanbul’u gördüm. Nabzını tuttum. Teşrih ettim. Anladım ki kalbindeki hastalıktır, her tarafa sirayet eder. Tedavisine çalıştım, bir divanelikle taltif edildim.
Hem de gördüm ki medeniyet-i hakikiyeyi teşkil eyleyen İslâmiyet, maddî cihetinde medeniyet-i hazıradan geri kalmış. Güya İslâmiyet sû-i ahlâkımızdan darılmış mazi tarafına dönüp gidiyor, zaman-ı saadete bizi şikayet edecektir.