derecesinde kat’î ispat etmiş. Mesela, Cenab-ı Hakk’ın vücub-u vücudunu ve ezeliyetini ve ihatalı sıfatlarını azametleri için kabul edemeyen adam, ya hadsiz mevcudata, belki nihayetsiz zerrelere, o vücub-u vücudu ve ezeliyetini ve uluhiyet sıfatlarını vermekle küfrünü itikad edebilir. Veyahut ahmak sofestaîler gibi hem kendini hem kâinatın vücudunu inkâr ve nefyetmekle akıldan istifa etmelidir.
İşte bunun gibi bütün hakaik-i imaniye ve İslâmiye, kendilerinin şe’nlerini ve muktezaları olan azamete istinad ederek, karşılarındaki küfrün dehşetli muhalatından ve vahşetli hurafatından ve zulmetli cehalatından kurtarıp kemal-i iz’an ve teslimiyetle selim kalplerde ve müstakim akıllarda yerleşirler.
Evet, ezan ve namaz gibi ekser şeair-i İslâmiyede kesretle
اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ ۞ اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ
azamet ve kibriyasını her vakit ilanı hem
اَلْعَظَمَةُ اِزَارٖى وَالْكِبْرِيَاءُ رِدَائٖى
hadîs-i kudsînin fermanı hem “Cevşenü’l-Kebir” münâcatının seksen altıncı ukdesinde: