Tevazuun kemalinde olduğuna yüz binleri aşan Nur nüshaları ve onları okumakla imanlarını kurtaran yüz binler hâlis Nur şakirdleri şahittir.
O mübarek Üstadım, kendisini bizim gibi Nur talebesi olarak görür ve öyle iddia eder.
Bunu elinizde bulunan birçok mektublarında, hususan Asâ-yı Musa mecmuasının içindeki İhlas Risalesi’nde kolaylıkla görmek mümkündür. Kendisi “Bâki ve güneş gibi ve elmas misillü hakikatler, fâni şahıslar üzerine bina edilmez ve fâni şahıslar o kıymettar hakikatlere sahip çıkamazlar.” diye risale ve mektublarında tekrarla zikrettiği halde, o zatın tefahuruna hükmetmek ve Mehdilik ve müceddidlik dava ettiğini iddia etmek, hiçbir akl-ı selimin kârı değildir.
Zira bütün risale ve mektubları, insaf ve dikkatle okursanız bu muhterem allâme-i zamanın asırlardan beri emsaline tesadüf edilmez bir din âlimi ve benzerine rastlanmayacak bir iman kurtarıcısı, Bolşevizm’in kızıl kıvılcımlarının saçaklarımızı sarmak istediği bir zamanda vatana ve millete bir ordudan daha çok menfaat ve bereketi bulunan bir vatan-perver olduğuna siz de kanaat-i kat’iye peyda edersiniz. İşte böyle bir esere ve o eseri